Bilgi teknolojilerinin geleceği…

Yaklaşık beş yıldır sistem yöneticiliği üzerine çalışıyorum. Özellikle büyük ölçekli internet projelerin ve kurumların alt yapı çalışmalarında bulundum, bulunmaya devam ediyorum. Çevremde ki bir çok insana ise yaptığım işi anlatmak oldukça zor. Çünkü çok fazla teknik ve insanların görmediği/düşünmediği kısımda görevliyim. Aslında geçmişte çalıştığım bir çok projeyi etrafımda ki herkes kullanıyor, fakat arka plandaki çalışmaları düşünen pek yok doğal olarak. Bu yazıyı yazıyor olmamda ki amaç yaptığım işi anlatmak değil merak etmeyin. Fakat yaptığım iş ile orantılı olan bir yazı yazacağım için kendi işimi birazcık anlatmakta fayda görüyorum.

Lafı dolandırmadan net bir şekilde ifade etmek gerekirse, yaptığım iş belediye meclis üyelerinin kent yönetiminde yaptığı işin dijital olarak yapılması. Nasıl ki yerel yönetimler (belediyeler, il özel idareleri vs) kent ve nüfus akışını organize etmeye çalışıyor, şehir hayatını düzene sokmak ve yaşanabilir kentler için çalışıyorsa — teoride ki görevi kast ediyorum, pratik dünyayı değil- biz sistem yöneticileri de milyonlarca kullanıcıya hizmet veren internet projelerinin yoğunluğunu ve yükünü karşılamak, kullanıcılara kötü tecrübeler yaşatmamak için uğraşan teknik insanlarız. Tabi bu örneklemeleri çoğalta biliriz fakat ben bilişim ve şehir hayatı üzerine bir yazı yazacağım için ilgili bir örnek ile açıklama yapmak istedim.

14 Ocak tarihinde yapılan Oracle Day 2015 etkinliğine katılma fırsatı buldum. Oracle başkan yardımcısı ve ECEMEA bölge sorumlusu olan Janusz Naklicki sunumunda, BT operasyonlarının artık araç değil işin kendisi olduğundan bahsetti. Bu durumu analtırken Amerikada ünlü bir kanser araştırma hastanesinin tüm çalışanlarının BT odaklı olarak çalışmaya başladıklarını (doktorların bile) ve bu şekilde araştırma sırasında elde ettikleri avantajlardan kısaca bahsetti. Görünüyorki artık BT yatırımları sadece araç olarak değil ana iş olarak karşımıza çıkmaya başlayacak. Nesnelerin interneti — internet of the things — gibi kavramların gelişmesi ile birlikte sanırım insan emeği temelli operasyonlar artık BT temelli olacak gibi görünüyor. Aynı şekilde Intel Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Yalım Erişten kendi sunumunda benzer şeylerden bahsetti ve gelişen teknolojinin insan yönetimine doğru gittiğini anlattı.

Çok enteresan fakat benzer bir değişim ise üniversitelerde yaşanmaya başlandı. Yıllardır MIT, Stanford, Harvard gibi tanınmış üniversiteler toplum odaklı, yeni nesil eğitim anlayışları ile değişim geçirmekte. 2010 yılı içerisinde Kayseri merkezli kurulan Abdullah Gül Üniversitesi, bu yeni değişimi “3. nesil üniversiteler” olarak adalandırmakta ve hedeflerini bahsedilen yeni nesil ünversite akımının öncüsü olmak şeklinde belirlemiş. Zaten üniversiteyi biraz araştırınca mevcut devlet ve vakıf üniversitelerinden bir çok farklılığa sahip olduğunu anlayabiliyoruz. Üniversitenin misyon cümlesini okuduğunuzda; araştırmayı, öğrenmeyi ve bu iki çalışma sonucunda üretilen değerleri toplumla ilişkilendirmeyi hedefledikleri ortaya çıkıyor. Hiç şüphesiz ki, bu ve benzer hedeflerin temelini, toplumsal odaklı gelişen bilgi teknolojileri (BT) oluşturacak.

Peki gerçek anlamda insan hayatı gelişen bu teknolojilere nasıl ayak uyduruyor? Demek istediğim sadece teknoloji kullanımının artması değil. Örneğin sistem yöneticilerinin büyük yükleri dengelemek için kullandığı yöntemleri, yerel yönetimler büyük şehir insan yönetimine ne kadar yansıtabiliyor. Ulusal anlamda insan yönetimi olarak en büyük sıkıntılara sahip büyük şehirler, insan yüklerini, trafik keşmekeşini yönetirken BT teknolojilerini nasıl kullandıklarını merak ediyorum.

9–10 Ocak tarihlerinde Bilkent Otelde yapılan e-Devlet Yerel Yönetimler Çalıştayına katılma fırsatı buldum. Sosyal medyada ilgili hashtagler ile paylaşım yapılması önerildiği için burada da bahsetme konusunda bir sakınca görmüyorum. Çalıştaya bir çok ilden, farklı kamu, yerel yönetim ve özel sektör temsilcileri katıldı. Çalıştay süresince yapılan çalışmalar sonunda ortaya çıkan şey ise “toplum odaklı, bilgi teknolojilerinin yoğun kullanıldığı ve katma değer yarattığı” e-belediyecilik, e-yerelyönetim algısı oldu. Yani işin özünde BT yine araç değil, işin kendisi olacağı ortaya çıktı. Özellikle “20 yıl sonra nasıl bir e-belediye” sorusunun altında fikirler toplanırken ortaya çıkan “BT sistemleri sayesinde otomatik olarak yönetilen şehirler” gibi çok ütopik fikirler fazlacaydı. İtiraf etmek gerekirse kamuya göre inanılmaz yenilikçi/uçuk fikirler ve gerçekten yakın tarihte inanılmaz önemli olabilecek çözüm önerileri ortaya atıldı. Fakat yinede ortaya çıkan tablo BT süreçlerinin işin aslı olacağı oldu. Trafiği nasıl düzenleriz sorusunun yerine gelecekte “trafiği düzenleyen yazılım/teknoloji alt yapısı nasıl olmalı” sorusu sorulacak. Artık sistem yöneticileri ve yazılımcılar insanların kullandığı yazılımların ve sistemlerin yanı sıra, insanları yöneten yazılımlar ve sistemler geliştirecekler ve bu teknolojiler insan hayatında görünmez kahramanları oluşturacak gibi duruyor.

İşin en güzel yanı tarafı ise, tüm bu bilgilerin ve düşüncelerin ülkemiz sınırları içerisinde geliştirilmiş olması. Eskiden bu tarz vizyonel görüşleri edinmek için yurt dışı kaynaklı çalışmalar yapmak gerkirken, artık ülkemiz sınırları içerisinde geleceğe yönelik verebilecek fikir oluşumları çıkıyor. Yine BT teknolojilerinin sınırları pratik dünyada kaldırdığının bir örneğini yaşıyoruz. Matrix 90'ların sonunda yapılmış bir kurgu olsa bile şuan matrix’e yakın ütopyalar ciddi ortamlarda konuşulmaya başlandı. Yerel yönetim çalıştayında ortaya atılan “20 sene sonra belediye kavramı olmayacak tek bir BT sistemi tüm şehrin akışını yönetecek” fikri bu ütopyaların aslında gerçekleşmek üzere büyüdüğünü gösteriyor. 20 yıl sonra gerçekten böyle şeyler olur mu bilemiyorum. Fakat, nesnelerin interneti denilen, cihazların bir biri ile insan etkisi olmadan anlaşabileceği dünya çok uzakta değil ve bu dünya bizi matrix ütopyasına götürecek ilk adım olacağı su götürmez bir gerçek.

Tüm bu gelişmeleri ve fikirleri bir araya toplayınca — asıl yazının konusu burası işte — 2 milyondan daha az nüfusa sahip olan şehirler için inanılmaz bir avantaj var gelecekte. Henüz büyümemiş ve alt yapı olarak bir çok eksiği olan şehirler BT kavramını öne alıp, akıllı şehir yönetimlerini planlama ve bu planları hayata geçirme başarısı yaşarsa önümzüde ki 20 sene içerisinde tersine göçü BT dünyası başlatabilir. İnsan yükünün hafifletilmesi, büyük şehirleri daha yaşanabilir kılarken, küçük şehirlerin gelişmesine ve şehirler arası yaşam standartlarında görülen farklılıklarının hemen hemen kapanmasına olanak sağlayacak şey yine BT kavramının esas iş olarak ele alınması olacak gibi duruyor.

BT gerçekten bir çoğumuzun hayal ettiğinden farklı olarak hayatımızı kolaylaştırmanın yanı sıra yaşantımızı bire bir yönetecek (bireysel değil, toplumsal hayatı) bir yöne doğru gidiyor. Bu durum neleri getirir, neleri götürür bilinmez ama, önümüzde ki 100 yıl içerisinde BT terör ve muhalefet kavramlarını bile değiştirebilir. Öyle bir yöne gidiyoruz ki bence 100 yıl sonra “anti-kapitalist, anti-sosyalit vs” kavramlarından çok “anti-teknoloji” kavramları ortaya çıkabilir. Terör faaliyetlerinin, ulusal istihbarat savaşlarının yavaş yavaş internet ortamına geçiyor olması da yeni güvenlik stratejileri ve belki savaş stratejileri gelişeceğini gösteriyor. BT iyi anlamda da, kötü anlamda da her alanda araç olmaktan çok hedef ve amaç haline geleceği bir dünyaya doğru gidiyoruz.