Girişimcilik üzerine…

Türkiyede bilişim alanında girişim/şirket kurmak isteyen bir çok insan var. Göz kamaştırıcı bir sektör, özellikle sektörü bilmeyenler için. Lise dönemlerimden beri bir şekilde freelance iş yaparak, maaşlı çalışan olarak çeşitli proje ve ekipler içerisinde yer aldım. Kendi şirketimi kurmak için çalışmalar da yaptım ve yapmaktayım. Bu yazıyı yazarken amacım insanlara “bir girişim nasıl yapılır?” sorusunun cevabını vermek değil (bu cevabı vermek benim haddim de değil). Ben sadece tarihe not düşmek.

Son yıllarda hızla artan “startup” sayısı ile ülkemizde bir yatırım alma — girşimci üretme gibi bir süreç oluşmaya başladı. Yemeksepeti.com’un satışı gibi ciddi ve büyük işler bu durumu — bana göre — bir sektör olmaya kadar götürüyor artık. İnsanlar gerçekten sevdikleri bir şeyleri yapmak için değil de sadece para kazanmak ve yatırım almak amaçlı çalışma yapıyor gibi geliyor artık bana.

Konuştuğum bir çok girişimci ve/veya girişimci adayı hep yatırımcı bulmaktan, projesinin ne kadar iyi olduğundan vs bahsediyor. Peki gerçekten girişim dediğimiz şey bunlardan ibaret mi? Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Emre Aksoy’un şu yazısında bahsettiği konu bence çok önemli.

Hayatımda iki defa kendi yazılım/bilişim şirketini kurmak için çalışma yaptım. Bunlardan ilki tecrübesiz ve tahsilat yapamama problemlerimiz sebebiyle — bence bir çok şeyi başarmıştık — bıraktığım bir süreç oldu. Girişimcilik ise sadece bilişim sektörüyle ilgili olmadığı için özellikle abimle birlikte birden fazla kez farklı alanlarda girişim yaptık veya planladık. Fakat ben bilişim sektörüne odaklanacağım.

İkinci yaptığım girişim iki arkadaşımla birlikte yaklaşık 3–4 yıldır alt yapısını kurmaya çalıştığımız ve hatta ufakta olsa bir gelir elde ettiğimiz süreç. Bu sürecin detaylarına hala olgunlaşmamız gereken şeyler olduğundan girmeyeceğim. Ben sadece tarihe bu sürece neden girdiğimi, hedeflerimi ve beklentilerimi not etmeye çalışacağım. Belki bir kaç girişimci adayına da bu fikirler/hayaller yol gösterebilir.

Kendi yazılım şirketini kurma fikri lise dönemlerimde olgunlaşan ve sürekli kafamda olan bir şeydi. Çalıştığım şirketlerde ise şirketimi/startup’ımı nasıl şekillendireceğimi hep düşündüm. Odaklandığım şey fikirden çok şirketin nasıl bir organizasyon yapısında olması gerektiğiydi. Bahsettiğim şey kesinlikle kurumsallaşma diye anlatılan çeşitli hiyerarşik/matriks yapılardan ibaret değil.

Çalıştığım şirketlerde beğendiğim, beğenmediğim, başarılı gördüğüm ve başarısız gördüğüm noktaları not ediyorum. Bununla da kalmayıp arkadaşlarımdan şirketlerinde ki kötü yönleri ve kendi fikirlerini öğrenmeye çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki sadece patronların mutlu olduğu bir şirket bana göre başarılı olmayacak. Bu noktada şunu belirtmek istiyorum ki, milyon dolarlık cirolar benim için başarı sebebi değil. Eğer o cirolar çalışanların mutlu olmadığı bir şirket tarafından üretiliyorsa bence bir şeyler yanlış işliyor demektir.

Emre’nin yazısında bahsettiği gibi “kurum kültürü” denen şeyi bu işin başında ve merkezinde tutmak çok önemli. Çünkü yatırımcılarla görüşmede, müşteri toplantılarında, işe alımlarda bu çok etkili olacak. Hatta ve hatta ortaklarla yapılan toplantılarda/fikir ayrılıklarında bu kültür size yolunuzu gösterecek. Projenizi veya startup’ınızı bir arada tutacak olan tutkal en başta koyduğunuz felsefelerden ibaret olacaktır.

Geriye dönüp baktığımda 2–3 yıl boyunca sürekli felsefemizden ödün verdiğimiz için kaçırdığımız fırsatlara “vay be” diyerek bakıyoruz. Ve şunu fark ediyorum ki, bir kere yoldan sapınca geri dönüş çok zor oluyor. Çünkü yoldan saparak yaptığınız her iş sonucunda elde ettiğiniz müşterilerinize karşı sorumluluklarınız devam ediyor. Bu sorumluluklarda geri yola dönmenizde ki en büyük engeli teşkil ediyor.

Kod yazmak, tasarım yapmak ve hatta -bence- fikir bulmak bir startup için en son korkulacak noktalardan biri. Fakat en başta daha tek başınızayken ortak seçiminde bu felsefeleri koymadığınız/uygulamadığınız da gelecekte ki karşınıza çıkacak engelleri aşmanız gerçekten zor olacak. 3 yıldır üzerinde çalıştığımız startup’ın şuan ki en büyük problemi de bundan kaynaklanıyor.

Yazımın başlarında dedim ya, “insanlar para kazanmak için girişimci oluyor” diye… İşte bu da bu sebepten. Hayallerini, hayata dair felsefeleriniz yoksa kurduğunuz startup’ın para dışında bir şeyler üretmesini amaç edinmiyorsanız bence yapılan iş zaten startup/girişim değil şirket kurup para kazanmanın yollarına bakmaktan ibaret. Biraz klasik olacak ama bence yazılım sektörü bu şekilde çalışmak için çok uygun bir sektör değil.