Tophane’den Bursa

İmparatorluk Başkentinden Beton Bursa’ya

14 Temmuz günü iş için gittiğim Bursa’yı yarım günlük kısa bir şekilde gezme fırsatı buldum. Yarım günlük bir tur sonrası şuraya gidin, burayı mutlaka görün diye bir tavsiye vermeyeceğim. İnternette bu tarz tavsiyeleri bulabilirsiniz. Ben kısa kısa aldığım notları aktarmak niyetindeyim.

Bursa gerek Osmanlı öncesi gerek sonrası dönemi içine alan tarihi bir dokuya sahip. İmparatorluğa başkent olmuş tarihi bir miras. Fakat şehir çağımızda gelişirken bu tarihi miras pek dikkate alınmamış. Bir tarafta Ulu Cami, Yeşil Türbe, Osman ve Orhan Gazi Türbeleri gibi tarihi mekanlar ve eserler bir tarafta ise bu eserlerin, eteklerine kurulduğu Uludağ.

Bursa gibi bir şehre gittiğimde betonlaşmayı, inşaat alanlarını ve tarihi eserlerin içerisine konulmuş binaları değil, imparatorluk mirasını, Gazi Orhan’ın göz bebeği olan Bursa’yı görmek isterdim. Tarihi yerlere gidince bunu zaten görebiliyorsunuz fakat şehrin silüetinde bu görüntü malesef beton yığınları ile bozulmuş durumda. Modern yapılaşma diye tarihin üstüne örttüğümüz beton örtüsü arasında bütün bu eserleri adeta boynu bükük, unutulmuş miraslarımız olarak görmek oldukça üzücü.

Ankara Kalesi surları içerisinde mevcut olan yapılaşma nasıl üzüntü vericiyse, Bursa Sur içerisinde var olan yapılaşma da aynı derece üzücü. Hatta Bursa bu konuda bir tık daha kötü. Çünkü tarihi alanları dolduranlar gece kondular değil (kaçak vs) bilakis lüks konutlar.

Bursa tarihi dokusu, önemiyle birlikte sembolü olan Uludağ’ıyla turizm şehri olması gerekirken, modern şehirleşme yalanı içerisinde boğulmakta olan bir şehre dönüşmüş. Modern şehirleşmenin en büyük ayıbı olan (bana göre) dikey mimari Bursa’yı da ele geçirmiş durumda.

Umarım bir gün tarihi korumanın önemini anlar, modern(!) şehirleşmenin insanlığın asıl sorunu olduğunu görebiliriz.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.