Yazılım Projesi Geliştirmek Gerçekten Zor Mu?

Son yıllarda “Start-up” denilen kültür ülkemizde yoğun olarak işlenmeye başladı. Bana göre çok yanlış bir şekilde ülkemize girdi bu kavram fakat bir şekilde kullanılıyor işte. Yazımın konusu “Start-up” değil zate. Yazılım geliştirme süreçlerinin iç yüzünü anlatmaya çalışacağım. Başlamadan önce şunu da belirtmek istiyorum ki; bu yazım içerisinde özellikle Facebook’ta ki Yazılım İdman Yurdu grubuna yaptığım yorumlar ve katıldığım konferanslar ile daha önce çalıştığım projelerden edindiğim tecrübeler neticesinde kaleme alıyorum. Belirtmekte fayda var tüm bu fikirlerin Türkiye şartları için geçerli olduğunu unutmayın.

Üniversitede okurken hep şu fikri savundum; bir kaç mühendisin bir araya gelip facebook yazması zor değil, zor olan o platformu 1 milyar üyeye çıkartabilecek seviyeye getirmek. Kısaca yazılım geliştirmek zor değil, geliştirilen yazılımı ayakta tutmak ve kullanıcı kitlesini büyütmek zor ve meşakatli bir süreç.

Ciddi bir çalışma tecrübesi olmayan teknik insanların yaptığı en büyük hata herşeyi teknik düşünüyor olmalarından kaynaklanıyor. Bilgisayar programcılığına dair ilk eğitimimi Ticaret Meslek Lisesinde aldığımdan ilk olarak proje nasıl gelir elde eder, maliyeti ne olur gibi sorularla başlamayı tercih ediyorum. Hem lisede hem üniversitede aldığım ders içeriklerinden olan “swot” analizinin detaylarını unutalı çok oldu fakat tüm projelerimde “rakiplerden farkı ne olacak?” ve “müşteri bu projeden ne bekleyebilir?” sorularını mümkün olduğunca cevaplamaya çalışıyorum.

Melek yatırımcıların yaptığı sunumlarda, start-up nedir konulu oturumlarda hep söylenen şey şu oluyor; “girişimcilik sadece teknik bilgi ile olmaz, finansal okur yazarlık çok önemli”. Finansal okur yazarlığın yanına hemen insan kaynakları yönetimi, pazar analizi, reklam ve pazarlama gibi başlıklar geliveriyor. Ve anlıyoruz ki aslında girişimcilik denen şey “3 milyon satır kod” yazmak değil. Girişimcilik; 10 kişinin bir arada çalıştığı bir projeyi teknik açıdan başarıyla sürdürmek ve bunun yanında para kazanan bir proje seviyesine getirmek.

Tipik bir Türkiye Start-up başlangıcı kısmen şöyle işliyor. Üç arkadaş bir araya gelip “manyak bir fikir” üzerinde anlaşıp kolları sıvıyorlar. Uykusuz gecelerin sonunda iyi kötü bir ürün çıkıyor ve asıl zor kısım olan pazarlama ve kullanıcı çekme süreçleri başlıyor. Ürünü çıkartabilen bir ekip nasıl olur da başarısız olur? Bu sorunun cevabını bir kaç anahtar kelimede yatıyor:

  • Gelir modelinin başta belirlenmemiş olması
  • Projenin hedefleri, amaçları, beklentileri gibi bir analizin olmayışı
  • Hedef kitle ve pazar analizinin yapılmamış olması
  • Pazar analizi yapılmayınca “manyak bir fikri herkes alır” yanılgısı ortaya çıkıyor.
  • Muhtemel rakiplerin incelenmemiş olması
  • Rakip incelemesi olmayınca “SWOT” ‘un SW kısmı zaten olmuyor.
  • Projenin sürdürülmesi için gerekli kaynaklara ilişkin eksik analiz.
  • İnsan, ekip, proje ve işletme yönetimi konusunda yetersiz bilgi.
  • Finansal bilgi eksikliği sebebiyle doğru yapılamayan maliyet analizleri vs.
  • İstatistiksel verilerin okunamaması.
  • Yanlış teknik kararlar.

Bu anahtar kelimeler sonucunda bir kaç durum ortaya çıkıyor:

  • Proje gelir elde edemediği için kapatılıyor.
  • Elde edilen müşteri havuzu ile kar edilemiyor, projenin bakım vs işlemleri için oluşan maliyetler artmaya başlıyor.
  • İhtiyaçları büyüyen projeye gerekli insan kaynağının zamanında karşılanamaması.
  • Müşteri beklentilerinin yeterince hızlı karşılanmaması sonucunda müşterileri sadakati oluşturulamıyor.

Sonuç olarak; belki çok başarılı olabilecek bir proje “neden battı çok iyi bir projeydi” sözleri ile birlikte tarihin tozlu sayfalarına atılmış oluyor. Projeye başlayan ekip eğer bu soru da ki “Neden” kısmını en başta cevaplayabilseydi muhtemelen proje batma tehlikesini yaşamayacaktı.

2015 Ocak ayında yayına açacağımız bir projede teknik konulardan çok diğer konulara odaklandık. Yapacağımız projenin amacı belliydi; “Kobilere yönelik bulut mimaride hizmet vermek”. Henüz yayına almadığımız için detaylı anlatmayacağım fakat geliştirdiğimiz hizmeti dünya devlerinden tutun, merdiven altı üretime kadar bir çok ölçekte yapan firma var. Fakat bizim yaptığımız analiz ve beyin fırtınaları sonucu ortaya bir kaç anahtar kelime çıktı;

  • Kobiler 3–4–5 haneli fiyat görmekten sıkılmış durumdalar
  • Özellikle işlerine yaramayan bir çok özellik bulunan “bundle” ürünlere fazla ücret ödediklerini düşünüyorlar
  • Firmaların ihtiyaçlarını dinlemediklerini, istedikleri gibi ürünleri kullanamadıklarını belirtiyorlar.

Başarılı olmanın sırrı bu tarz analizleri yapmakta yatıyor. Müşteri beklentilerini iyi çözümlediğiniz taktirde zaten teknik tasarımın sınırları belirlenmiş oluyor. Ondan sonra ilk adım olarak yaptığınız “teknik analiz ve çalışmalar” başarılı olmanıza katkı sağlıyor.

Kısacası yazılım geliştirmek zor değil. Zor olan bir yazılım geliştirirken dikkat edilecek hususları belirlemek, yazılımın sosyolojik, finansal ve istatistiksel etkilerini iyi tahmin etmek, yeterli seviyede okuyabilmek ve tüm bu donelere göre projeyi şekillendirmek zor. Sürekli değişen tüketici alışkanlıkları, gelişen teknoloji, değişen ekonomik parametreler, projenize uygun insan kaynağı bulmak gibi bir çok parametreyle uğraşmak hem zor hem yorucu bir süreç. Ülkemizin ekonomik ve kültürel şartlarını da hesaba katarsak, proje yapmaktan çok o projeyle hayatta kalmak zor olan. Eğer istatistikleri iyi okuyamaz, ekibinizi yeterli seviyede insanlardan oluşturamaz ve müşteri beklentilerini iyi analiz edemezseniz satmayan bir ürün ortaya çıkar. Birde bunun üstüne finansal okur yazarlığınızı arttırıp maliyet analizleri vs işlerine girmediğiniz zaman ipin ucu çoktan kaçmış olur.